9 Ekim 2008 Perşembe
Tiyatro Lezbiyen
Oyun yazarı Lillian Hellman'ın 1934 yılında yayımlanan ilk oyunu The Children's Hour Broadway'de sergilenmiştir. Özel bir yatılı kız okulunda geçen oyunda okul müdürü ve bir öğretmenin ruhsağlığı bozuk bir öğrenci tarafından çıkartılan zararlı bir dedikodu kampanyasının kurbanı olmaları anlatılmaktadır. Müdür ve öğretmen sonunda lezbiyen ilişki yaşadıklarına ilişkin suçlamalarla karşılaşacaklardır.[17] Oyun, Pulitzer Ödülü'ne aday olmasına karşın Londra, Boston ve Chicago'da yasaklanmıştır.[18]The Children's Hour ayrıca New York'ta 691 kere ve aralıksız olarak sergilenmiştir. Bu rakam, o dönem için bir rekor sayılmaktadır.[19]
Edebiyat
1890'lardan beri, yer altı klasiği Bilitis'in Şarkıları (The Songs of Bilitis) lezbiyen kültürü ve edebiyatı üzerinde etkili olmuştur. Bu kitap, ABD'deki ilk lezbiyen mücadele ve kültürel örgütü olan Bilitis'in Kızları'na (Daughters of Bilitis) da esin kaynağı olmuştur.
1950'lerde ve 1960'larda ABD ve Birleşik Krallık'ta birçok lezbiyen "ucuz roman" yayımlanmıştır. Bu kitaplar genellikle "Odd Girl Out", "The Evil Friendship" (Vin Packer), "The Beebo Brinker Chronicles" (Ann Bannon) gibi şifreli isimlerle piyasaya çıkmıştır. İngiliz okul hikayeleri de şifreli, zaman zaman da sarih lezbiyen edebiyatına bir barınak sağlamıştır.
1970'lerdeki ikinci dönem feminist dalga sırasında lezbiyen romanları daha çok politika odaklı hale gelmiştir. Bu dönemdeki eserler, genellikle, ayrılıkçı feminizmin açık ideolojik mesajlarına yer vermiş ve edebiyattaki bu eğilim lezbiyen sanatın diğer dallarına da sıçramıştır. Rita Mae Brown'un ilk romanı Rubyfruit Jungle bu dönemin "dönüm noktası" olma özelliğini taşımaktadır.
1972'de Berkeley, California'da yayımlanmakta olan lezbiyen dergisi Libera "Kadınlarda Heteroseksüellik:Nedenleri ve Tedavisi" (Heterosexuality in Women: its Causes and Cure) isimli bir makale çıkmıştır. Kendinden önceki, kadınlarda eşcinsellik üzerine olan psikiyatri makaleleri ile paralellik gösteren bu makalede yer alan normal-anormal tartışması büyük ilgi çekmiş ve özellikle lezbiyen feministler tarafından kabul görmüştür. Bu makale, 1970'ler lezbiyen edebiyatı ve sanatı üzerinde de etkili olmuştur.
1990'ların başında lezbiyen kültürü "Feminist Seks Savaşları"nda yer almayan daha genç bir kuşağın etkisi altına girmiştir. Bu durum post-feminist ve queer teorilerinin şekillenmesine de yardımcı olmuştur.
2000'li yıllarda lezbiyen cinselliği edebi eserlerde yer almaya başlamıştır. Günümüzde Pat Califia, Jeanette Winterson, Sarah Waters ve Stella Duffy önde gelen lezbiyen edebiyatı yazarları arasında kabul edilmektedir. Tanınan ve muhalif akademik yazarlardan Camille Paglia ve Germaine Greer gibi bazıları da lezbiyenlikle özdeşleştirilmektedir.
Türk edebiyatında genelde eşcinsel özelde ise lezbiyen olgunun varlığı gereğince irdelenmemiştir. Atilla İlhan'ın Haco Hanım ve Fena Halde Leman romanlarında bu konu detaylı şekilde irdelenmiştir. Osman Çallı'nın Düş Gezginleri adlı hikayesi, Perihan Mağden'in İki Genç Kızın Romanı isimli eseri lezbiyen temalı Türk edebiyatı içerisinde kabul edilmektedir. Ümit Oğuztan'ın Rüya Eser takma adıyla 1990 yılında Yaprak Yayınları'ndan yayımlanan "Lezbiyen" isimli belgesel romanı ise kısa sürede toplatılmış, "müstehcen" olduğu gerekçesiyle yargılanmış ve mahkeme kararıyla yakılarak imha edilmiştir.
1950'lerde ve 1960'larda ABD ve Birleşik Krallık'ta birçok lezbiyen "ucuz roman" yayımlanmıştır. Bu kitaplar genellikle "Odd Girl Out", "The Evil Friendship" (Vin Packer), "The Beebo Brinker Chronicles" (Ann Bannon) gibi şifreli isimlerle piyasaya çıkmıştır. İngiliz okul hikayeleri de şifreli, zaman zaman da sarih lezbiyen edebiyatına bir barınak sağlamıştır.
1970'lerdeki ikinci dönem feminist dalga sırasında lezbiyen romanları daha çok politika odaklı hale gelmiştir. Bu dönemdeki eserler, genellikle, ayrılıkçı feminizmin açık ideolojik mesajlarına yer vermiş ve edebiyattaki bu eğilim lezbiyen sanatın diğer dallarına da sıçramıştır. Rita Mae Brown'un ilk romanı Rubyfruit Jungle bu dönemin "dönüm noktası" olma özelliğini taşımaktadır.
1972'de Berkeley, California'da yayımlanmakta olan lezbiyen dergisi Libera "Kadınlarda Heteroseksüellik:Nedenleri ve Tedavisi" (Heterosexuality in Women: its Causes and Cure) isimli bir makale çıkmıştır. Kendinden önceki, kadınlarda eşcinsellik üzerine olan psikiyatri makaleleri ile paralellik gösteren bu makalede yer alan normal-anormal tartışması büyük ilgi çekmiş ve özellikle lezbiyen feministler tarafından kabul görmüştür. Bu makale, 1970'ler lezbiyen edebiyatı ve sanatı üzerinde de etkili olmuştur.
1990'ların başında lezbiyen kültürü "Feminist Seks Savaşları"nda yer almayan daha genç bir kuşağın etkisi altına girmiştir. Bu durum post-feminist ve queer teorilerinin şekillenmesine de yardımcı olmuştur.
2000'li yıllarda lezbiyen cinselliği edebi eserlerde yer almaya başlamıştır. Günümüzde Pat Califia, Jeanette Winterson, Sarah Waters ve Stella Duffy önde gelen lezbiyen edebiyatı yazarları arasında kabul edilmektedir. Tanınan ve muhalif akademik yazarlardan Camille Paglia ve Germaine Greer gibi bazıları da lezbiyenlikle özdeşleştirilmektedir.
Türk edebiyatında genelde eşcinsel özelde ise lezbiyen olgunun varlığı gereğince irdelenmemiştir. Atilla İlhan'ın Haco Hanım ve Fena Halde Leman romanlarında bu konu detaylı şekilde irdelenmiştir. Osman Çallı'nın Düş Gezginleri adlı hikayesi, Perihan Mağden'in İki Genç Kızın Romanı isimli eseri lezbiyen temalı Türk edebiyatı içerisinde kabul edilmektedir. Ümit Oğuztan'ın Rüya Eser takma adıyla 1990 yılında Yaprak Yayınları'ndan yayımlanan "Lezbiyen" isimli belgesel romanı ise kısa sürede toplatılmış, "müstehcen" olduğu gerekçesiyle yargılanmış ve mahkeme kararıyla yakılarak imha edilmiştir.
Lezbiyen Kültürü
Tarih boyunca, sanat ve kültür alanında birçok lezbiyen faaliyet göstermiştir.
20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan Avrupa seksolojisinin etkilerinin hissedilmeye başlanmasından önce, kültürel alanda kadın eşcinselliği, yasalara konu olduğu için düzenlemeye tabi tutulan ve bu nedenle basında daha çok yer alan erkek eşcinselliğine oranla neredeyse tamamen "görünmez" kalmıştır. Bununla birlikte, Karl Heinrich Ulrichs, Richard von Krafft-Ebing, Havelock Ellis, Edward Carpenter ve Magnus Hirschfeld gibi seksologların çalışmalarının yayımlanmasının ardından, aktif kadın eşcinselliği konsepti daha iyi tanınır hale gelmiştir.
20. yüzyılın başlarında daha görünür hale gelen kadın eşcinselliği bu kere tıbbi bir durum olarak tanımlanmıştır. Sigmund Freud, 1905 yılında yazdığı Three Essays on the Theory of Sexuality (Cinsellik Teorisi Üzerine Üç Makale) adlı eserinde kadın eşcinselliğinden "tersine dönmüşlük" ya da "tersyüz olmuşluk" şeklinde bahsetmiş ve erkeksi özelliklere sahip olan kadınları bu şekilde karakterize etmiştir. Freud, Magnus Hirschfeld ve diğer seksologlar tarafından kullanılan ve o dönem popüler hale gelen "üçüncü cins" fikrine de yakın bir tutum sergilemiştir. Freud, hiçbir "sapkın" hastayı şahsen incelemediğini veya tedavi etmediğini kabul etmekle birlikte biyolojikten çok psikolojik nedenlerin bu tarz durumlara yol açtığına vurgu yapmıştır. (İngilizce konuşulan ülkelerde Freud'un çalışmaları 1920'lerin sonlarına kadar iyi tanınmamıştır.)
Seksoloji ve psikoanalizin bu bileşimi dönemin lezbiyen kültür ürünlerinin pek çoğunun genel yapısı üzerinde kalıcı bir etki yaratmıştır. Bunun en belirgin örneği 1928 yılında Radclyffe Hall tarafından yazılan The Well of Loneliness'dır. Bu kitapta, yukarıda bahsekou seksologlardan, "tersyüz olmuş" terimiyle birlikte bahsedilmiştir. ("Tersyüz olmak" terimi zamanla kullanımdan tamamen kalkmıştır.) Freud'un lezbiyen davranışlara ilişkin yorumu ise psikiyatristlerin ve akademisyenlerin çoğu tarafından reddedilmiş ve şiddetle eleştirilmiştir.
20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, eşcinselliğin insan doğasının bir parçası olduğu görüşünün hakimiyet kazanmaya başlamasıyla birlikte lezbiyen kültür ürünlerinde de büyük bir çeşitlenme gözlenmeye başlamıştır. 20. yüzyılda Gertrude Stein, Barbara Hammer gibi lezbiyenler Birleşik Devletler avant-garde sanat hareketinin içinde yer almışlardır. Alman savaş öncesi sinemasının önde gelen isimlerinden Leontine Sagan da yine çeşitli sanat akımları içinde faaliyet göstermiştir.
1980'lerden beri lezbiyenler sanatın ve kültürün çeşitli alanlarında faaliyet göstermektedirler. Müzikte Melissa Etheridge, K.D. Lang, Indigo Girls); televizyonda Ellen DeGeneres, Rosie O'Donnell, Portia de Rossi); sporda Martina Navrátilová, Billie Jean King, Amelie Mauresmo; çizgi roman dalında Alison Bechdel, Diane DiMassa; edebiyatta ise Jeanette Winterson ve Sarah Waters örnek gösterilebilir. Yine 1980'lerden beri sanat fotoğrafçılığı dalında lezbiyen erotizmi de yer almaya başlamıştır. Sinema dalında ise giderek artan sayıda lezbiyen temalı filmler çekilmektedir. Bu filmlere örnek olarak Imagine Me & You, Sevgiyi Ararken, Better than Chocolate, Loving Annabelle, Gray Matters, Go Fish verilebilir.
20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan Avrupa seksolojisinin etkilerinin hissedilmeye başlanmasından önce, kültürel alanda kadın eşcinselliği, yasalara konu olduğu için düzenlemeye tabi tutulan ve bu nedenle basında daha çok yer alan erkek eşcinselliğine oranla neredeyse tamamen "görünmez" kalmıştır. Bununla birlikte, Karl Heinrich Ulrichs, Richard von Krafft-Ebing, Havelock Ellis, Edward Carpenter ve Magnus Hirschfeld gibi seksologların çalışmalarının yayımlanmasının ardından, aktif kadın eşcinselliği konsepti daha iyi tanınır hale gelmiştir.
20. yüzyılın başlarında daha görünür hale gelen kadın eşcinselliği bu kere tıbbi bir durum olarak tanımlanmıştır. Sigmund Freud, 1905 yılında yazdığı Three Essays on the Theory of Sexuality (Cinsellik Teorisi Üzerine Üç Makale) adlı eserinde kadın eşcinselliğinden "tersine dönmüşlük" ya da "tersyüz olmuşluk" şeklinde bahsetmiş ve erkeksi özelliklere sahip olan kadınları bu şekilde karakterize etmiştir. Freud, Magnus Hirschfeld ve diğer seksologlar tarafından kullanılan ve o dönem popüler hale gelen "üçüncü cins" fikrine de yakın bir tutum sergilemiştir. Freud, hiçbir "sapkın" hastayı şahsen incelemediğini veya tedavi etmediğini kabul etmekle birlikte biyolojikten çok psikolojik nedenlerin bu tarz durumlara yol açtığına vurgu yapmıştır. (İngilizce konuşulan ülkelerde Freud'un çalışmaları 1920'lerin sonlarına kadar iyi tanınmamıştır.)
Seksoloji ve psikoanalizin bu bileşimi dönemin lezbiyen kültür ürünlerinin pek çoğunun genel yapısı üzerinde kalıcı bir etki yaratmıştır. Bunun en belirgin örneği 1928 yılında Radclyffe Hall tarafından yazılan The Well of Loneliness'dır. Bu kitapta, yukarıda bahsekou seksologlardan, "tersyüz olmuş" terimiyle birlikte bahsedilmiştir. ("Tersyüz olmak" terimi zamanla kullanımdan tamamen kalkmıştır.) Freud'un lezbiyen davranışlara ilişkin yorumu ise psikiyatristlerin ve akademisyenlerin çoğu tarafından reddedilmiş ve şiddetle eleştirilmiştir.
20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, eşcinselliğin insan doğasının bir parçası olduğu görüşünün hakimiyet kazanmaya başlamasıyla birlikte lezbiyen kültür ürünlerinde de büyük bir çeşitlenme gözlenmeye başlamıştır. 20. yüzyılda Gertrude Stein, Barbara Hammer gibi lezbiyenler Birleşik Devletler avant-garde sanat hareketinin içinde yer almışlardır. Alman savaş öncesi sinemasının önde gelen isimlerinden Leontine Sagan da yine çeşitli sanat akımları içinde faaliyet göstermiştir.
1980'lerden beri lezbiyenler sanatın ve kültürün çeşitli alanlarında faaliyet göstermektedirler. Müzikte Melissa Etheridge, K.D. Lang, Indigo Girls); televizyonda Ellen DeGeneres, Rosie O'Donnell, Portia de Rossi); sporda Martina Navrátilová, Billie Jean King, Amelie Mauresmo; çizgi roman dalında Alison Bechdel, Diane DiMassa; edebiyatta ise Jeanette Winterson ve Sarah Waters örnek gösterilebilir. Yine 1980'lerden beri sanat fotoğrafçılığı dalında lezbiyen erotizmi de yer almaya başlamıştır. Sinema dalında ise giderek artan sayıda lezbiyen temalı filmler çekilmektedir. Bu filmlere örnek olarak Imagine Me & You, Sevgiyi Ararken, Better than Chocolate, Loving Annabelle, Gray Matters, Go Fish verilebilir.
Cinsellik
Kadınlar arasındaki cinsel aktivite heteroseksüeller ya da eşcinsel erkekler arasındaki seks kadar çeşitlilik gösterir.[13] Her türlü kişilerarası ilişkide olduğu gibi lezbiyenlikte de cinsel dışavurum ilişkinin kapsamı ile yakından alakalıdır.[14]
Kendi cinsi ile ilişkiye giren kadınların bir kısmı kendilerini lezbiyen olarak nitelendirmek yerine biseksüel ya da queer gibi farklı etiketlerle tanımlamayı tercih ederler.
Batı ve diğer bazı toplumlarda son dönemde gözlenen kültürel değişiklikler lezbiyenlerin kendi cinselliklerini daha serbestçe ifade etmelerine olanak tanımıştır. Bu durum, kadın cinselliğinin doğası hakkında birçok araştırma yapılmasına yol açmıştır. Örneğin, 2002 yılında ABD Hükümeti tarafından yaptırılan, 2005 yılında yayımlanan "Cinsel Davranış ve Seçilmiş Sağlık Önlemleri: 15-44 Yaşlarındaki Erkekler ve Kadınlar, ABD, 2002" (Sexual Behavior and Selected Health Measures: Men and Women 15-44 Years of Age, United States, 2002) başlıklı araştırma yaşları 15-44 arasında değişen kadınların % 4.4'ünün son 12 aylık dönemde başa bir kadınla cinsel ilişkiye girdiğini ortaya koymaktadır. Üzerinde araştırma yapılan kadınlara "Hiç başka bir kadınla cinsel ilişki yaşadınız mı?" sorusu yöneltildiğinde ise deneklerin % 11'i "Evet" yanıtını vermiştir.[15]
Henri de Toulouse-Lautrec, Yatakta (In Bed)
Son dönmde, lezbiyen cinselliği üzerine birçok araştırma ve yazın yayımlanmaya başlamıştır. Bu durum kadınların kendi cinsel yaşamları üzerindeki kontrolü, kadın cinsel hazzının yeniden tanımlanması ve negatif cinsel sterotiplere/kanılara ilişkin yanlışların çürütülmesi hususlarında bir takım tartışmalara yol açmıştır. Negatif cinsel sterotip/kanılara ilişkin olarak, seks üzerine araştırmalar yapan Pepper Schwartz tarafından yaratılan ve uzun süreli lezbiyen ilişkilerde cinsel ihtirasın eninde sonunda azalacağını iddia eden lezbiyen yatak ölümü (lesbian bed death) terimi örnek gösterilebilir. Schwartz'ın bu iddiası tüm ilişkilerde zamanla ihtirasın azaldığını dile getiren birçok lezbiyen tarafından reddedilmektedir. Yine birçok lezbiyen bu teze karşı olarak mutlu ve doyurucu seks yaşamları olduğunu beyan etmektedirler.[16]
Kendi cinsi ile ilişkiye giren kadınların bir kısmı kendilerini lezbiyen olarak nitelendirmek yerine biseksüel ya da queer gibi farklı etiketlerle tanımlamayı tercih ederler.
Batı ve diğer bazı toplumlarda son dönemde gözlenen kültürel değişiklikler lezbiyenlerin kendi cinselliklerini daha serbestçe ifade etmelerine olanak tanımıştır. Bu durum, kadın cinselliğinin doğası hakkında birçok araştırma yapılmasına yol açmıştır. Örneğin, 2002 yılında ABD Hükümeti tarafından yaptırılan, 2005 yılında yayımlanan "Cinsel Davranış ve Seçilmiş Sağlık Önlemleri: 15-44 Yaşlarındaki Erkekler ve Kadınlar, ABD, 2002" (Sexual Behavior and Selected Health Measures: Men and Women 15-44 Years of Age, United States, 2002) başlıklı araştırma yaşları 15-44 arasında değişen kadınların % 4.4'ünün son 12 aylık dönemde başa bir kadınla cinsel ilişkiye girdiğini ortaya koymaktadır. Üzerinde araştırma yapılan kadınlara "Hiç başka bir kadınla cinsel ilişki yaşadınız mı?" sorusu yöneltildiğinde ise deneklerin % 11'i "Evet" yanıtını vermiştir.[15]
Henri de Toulouse-Lautrec, Yatakta (In Bed)
Son dönmde, lezbiyen cinselliği üzerine birçok araştırma ve yazın yayımlanmaya başlamıştır. Bu durum kadınların kendi cinsel yaşamları üzerindeki kontrolü, kadın cinsel hazzının yeniden tanımlanması ve negatif cinsel sterotiplere/kanılara ilişkin yanlışların çürütülmesi hususlarında bir takım tartışmalara yol açmıştır. Negatif cinsel sterotip/kanılara ilişkin olarak, seks üzerine araştırmalar yapan Pepper Schwartz tarafından yaratılan ve uzun süreli lezbiyen ilişkilerde cinsel ihtirasın eninde sonunda azalacağını iddia eden lezbiyen yatak ölümü (lesbian bed death) terimi örnek gösterilebilir. Schwartz'ın bu iddiası tüm ilişkilerde zamanla ihtirasın azaldığını dile getiren birçok lezbiyen tarafından reddedilmektedir. Yine birçok lezbiyen bu teze karşı olarak mutlu ve doyurucu seks yaşamları olduğunu beyan etmektedirler.[16]
lezbiyen Feminizm
Tarih boyunca, birçok lezbiyen kadın hakları mücadelesine dahil olmuştur. 19. yüzyılın sonlarında, Boston evliliği terimi beraber yaşayan kadınlar arasındaki romantik birlikteliği anlatmak için kullanılmanın yanısıra kadınların oy hakkı mücadelesine de katkıda bulunmuştur.
1970'ler ve 1980'ler boyunca, modern feminizm ve radikal feminizm gibi hareketlerin ortaya çıkmasıyla, lezbiyen ayrılıkçılığı popüler hale gelmiş ve lezbiyen kadın grupları komünler halinde yaşamak üzere biraraya gelmeye başlamıştır. Kathy Rudy, "Radical Feminism, Lesbian Separatism, and Queer Theory" isimli çalışmasında, yaşadığı lezbiyen komününde sterotiplerin ve hiyerarşik bir yapının ortaya çıktığını bu nedenle gruptan ayrıldığını ifade etmiştir.
1990'larda ise lezbiyen görünürlüğünü artırmak ve lezbiyen haklarını geliştirmek üzere birçok lezbiyen intikam tugayı kurulmuştur. Bu grupların etkisi sınırlı kalmıştır.
Feminist mücadele çerçevesinde yürütülen kampanyaların da etkisiyle günümüzde Hollanda, İspanya, Belçika, Kanada, Arjantin ve Güney Afrika Cumhuriyeti'nde eşcinsel evlilikler yasal hale gelmiştir. Buna karşın, eşcinsel evliliklere halen birçok ülkede izin verilmemektedir. 2004 yılında ABD'nin Massachusetts Eyaleti eşcinsel evliliklere izin veren ilk Amerikan eyaleti olma unvanını kazanmıştır
1970'ler ve 1980'ler boyunca, modern feminizm ve radikal feminizm gibi hareketlerin ortaya çıkmasıyla, lezbiyen ayrılıkçılığı popüler hale gelmiş ve lezbiyen kadın grupları komünler halinde yaşamak üzere biraraya gelmeye başlamıştır. Kathy Rudy, "Radical Feminism, Lesbian Separatism, and Queer Theory" isimli çalışmasında, yaşadığı lezbiyen komününde sterotiplerin ve hiyerarşik bir yapının ortaya çıktığını bu nedenle gruptan ayrıldığını ifade etmiştir.
1990'larda ise lezbiyen görünürlüğünü artırmak ve lezbiyen haklarını geliştirmek üzere birçok lezbiyen intikam tugayı kurulmuştur. Bu grupların etkisi sınırlı kalmıştır.
Feminist mücadele çerçevesinde yürütülen kampanyaların da etkisiyle günümüzde Hollanda, İspanya, Belçika, Kanada, Arjantin ve Güney Afrika Cumhuriyeti'nde eşcinsel evlilikler yasal hale gelmiştir. Buna karşın, eşcinsel evliliklere halen birçok ülkede izin verilmemektedir. 2004 yılında ABD'nin Massachusetts Eyaleti eşcinsel evliliklere izin veren ilk Amerikan eyaleti olma unvanını kazanmıştır
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)